Her Güne Bir Öykü

Ana Sayfa » H. Kutsi Kaya » Her Güne Bir Öykü
Paylaş
Tarih : 21 Aralık 2016 - 23:58

“Buyur ey kulum!”

 

 

ADAMIN BİRİ her zaman “Allah, Allah” diye zikreder, bu zikirden dolayı ağzı bal yemiş gibi tatlanırdı.

Bir gün, şeytan gelip:

“Ne diye durmadan ‘Allah, Allah’ deyip duruyorsun?” diye bir soru düşürdü aklına. “Bunca zamandır Allah demene karşılık, bir kerecik olsun Allah ‘Buyur ey kulum!’ dedi mi sana? Daha ne kadar Allah deyip duracaksın?”

Bunun üzerine, adamın canı sıkıldı, ümitsizliğe düştü ve ‘Allah, Allah’ demeyi bıraktı. Gönlü kırılmış bir halde yattı, uyudu.

Rüyasında Hızır’ı gördü karşısında. Hızır ona:

“Neden yaptığın güzel işi terk ettin?” diye sordu.

Adam:

“Yaptığım onca zikre karşılık verilmedi. ‘Buyur ey kulum’ sesi gelmedi. Ben de kapıdan kovulmaktan korktum” dedi.

Bunun üzerine Hızır:

“Senin ‘Allah, Allah’ demen, Allah’ın ‘Buyur ey kulum’ demesidir. Allah’ın ismini anmayı sana sana nasip etmesi az şey midir?”

(Mevlânâ)

—————————-

Sağırlar diyaloğu

Eski zamanlardan birinde, yüce dağlar arasında gizlenmiş şirin bir kent varmış. Bu kentin sakinlerinin hepsi sağırmış. Her işlerini normal olarak görebilen bu insanların tek kusuru sağır olmalarıymış ve bu nedenle de çok zor anlaşırlarmış. Günlerden bir gün, bu kentte yaşayan insanlardan birinin keçileri kaybolmuş. Keçilerin peşinde dolaşırken, tarlasını süren bir köylü ile karşılaşmış. Selam vermiş: “Merhaba dostum. Bu taraflarda üç keçi gördün mü?” Tabii bu yöredeki tüm insanlar gibi, ikisi de sağırmış. O nedenle birinin ne dediğini öbürü anlayamıyormuş: ”Ne istiyorsun?” diye bağırmış tarlasını süren köylü. “Bu tarla benim malım. Taa şu ağaca kadar”. Eliyle uzaktaki bir ağacı göstermiş. Keçilerini arayan adam ise kendi sorusuna yanıt aldığını zannederek gösterilen yöne doğru gitmiş. Tesadüf bu ya, keçiler de gerçekten o taraftaymış. dönüşte tarlasını süren köylünün yanında tekrar durmuş: ”Sağ ol kardeşim. Bana büyük bir iyilik yaptın. Bu iyiliğin nedeniyle sana şu ayağı aksayan keçi yavrusunu hediye ediyorum” deyip yavruyu göstermiş. Köylü ise korkmuş. Keçi sahibinin kendisini suçladığını sanmış. “Yemin ederim ben senin keçilerini hiç görmedim. Bu keçi yavrusuna dokunmadım bile. Nasıl zarar verebilirim? Topallıyorsa suç bende değil!” Karşılıklı bağırmaya başlamışlar, ama biri ötekinin ne dediğini duymadığı için anlayamıyormuş. Derken atlı bir adam görmüşler ve durdurup ondan arabuluculuk yapmasını istemişler. “Olay şöyle oldu” diye başlamış keçilerin sahibi. “Benim keçilerim kaybolmuştu. Ben de onları aramaya başlamıştım. Bu adam bana keçilerin ne tarafa gittiğini gösterdi. Dönerken ben de şu yavru keçiyi ona armağan etmek istedim. Ama bunu az buluyor, daha büyüğünü istiyor.” Köylü de şunları söylemiş: ”Ben burada sakin sakin toprağımı sürüyordum. Sonra bu adam çıkageldi. Bu toprağın kimin olduğunu sordu. Bende şu ağaca kadar benim dedim. Sonra o yöne doğru gitti. Dönerken üç tane keçi vardı yanında. Bunlardan birinin ayağı topallıyor. Benim ona zarar verdiğimi sanıyor, beni suçluyor. Bunlardan birine bile elimi sürmüşsem tanrı en büyük cezayı versin bana! Sana yalvarıyorum, şu atından in de bu adamı ikna et” deyip atın dizginlerini tutmuş. Bu sefer de atlı sinirlenmiş. Bağırmaya başlamış: ”Ne diye çekiyorsun atımı! Bu at benim. Daha ufacık taydı aldığımda, elimde büyüdü! Sana ne diye vereyim!” Sonra üçü birden itişip kakışmaya başlamışlar. Bir süre sonra nihayet kadıya gitmeyi akıl etmişler. Üçü de sırayla olayı kendince anlatmış. Kadı başını sallamış. Ama tabii o da kentin bütün sakinleri gibi sağırmış. “Madem üçünüz birden ayın artık hilal olduğunu söylüyorsunuz, demek ki yarın bayrama başlayabiliriz.” Üç kavgacı birbirine bakmış. ”Barışmazsak kadı üçümüzü de falakaya yatıracak galiba” diye düşünmüşler ve sessizce dağılmışlar.

———————————————————-

Şimdilik büyükler, çocukların konuşmalarını yarım yamalak dinlediklerinden, onların sözlerinde gizli derin anlamları kaçırırlar. Bizim eve, karıma elbiselerin, örtülerin, çarşafların söküklerinin dikilmesinde yardım eden bir terzi kadın gelir. Bu kadın bize geldiği zaman küçük oğlunu da beraberinde getirir. İşte ben, kalıcı ve derin imanın anlamını bu küçük çocuktan öğrendim. Onunla uzun zamandan beri arkadaş olduğumdan, bizim eve geldiğinde biraz sohbet etmeyi ihmal etmem. Geçenlerde bana yakında güzel bir futbol topu alacağını söyledi. Onu tekrar görüşümde futbol topunu alıp almadığını sordum. Çocuk cevap verdi: “Hayır efendim, annem şimdilik topa ayıracak paramız olmadığını söyledi.” Onun bu sözleri, durumlarının yakında düzeleceğine dair derin inancını gösteriyordu. Bilhassa, kullandığı ‘şimdilik‘ kelimesinde kuvetli bir güvenin izi seziliyordu. Bu çocuğun söyledikleri beni uzun uzun düşündürdü. Onu uzun bir süre görmedim. Günün birinde tekrar rastladım. Çocuk, bahçede oturmuş, bir karınca yuvasını seyrediyordu. Yavaşça yanına sokuldum. Onu konuşturmak için babasından bahis açtım: “Eve gidince yemekten sonra babanla oynayacak mısın? Yoksa yemekten sonra hemen yatacak mısın?” diye sordum. Çocuk ciddiyetle yüzüme baktı ve: “Babam bir kaza geçirdiğinden hastanede. Şimdilik babamla oynayamayacağım!” dedi. Geçen gün yolum, oturdukları mahalleye düştü. Çocuğu kaldırımda aceleyle yürürken gördüm. Üzerinde temiz koyu renk bir elbise vardı. “Heyy” diye seslendim. “Neden bayramlık elbiselerini giydin? Herhalde hastaneye babanı görmeye gidiyorsun.” Çocuk gülümseyerek başını salladı. Bundan sonra söylediği sözler, dünyayı içinde yaşamaya değer bir hale getiren, ölümden sonraki hayata olan imanın bir insan için neler yapabileceğini anlamama sebep olan sözlerdi. Çocuğun soruma verdiği cevap şu olmuştu: “Hayır efendim, hastaneye babamı görmeye gitmiyorum. Babam geçen hafta öldüğünden, onu şimdilik göremeyeceğim.”  John Golden

Etiketler :

SPONSOR REKLAMLAR

BENZER HABERLER

KARTPOSTALDAKİ GİBİ
KARTPOSTALDAKİ GİBİ

  Kadın, kartpostalda gördüğü bir çocuk resminin güzelliğine hayran olmuş, oturmuş, Allah’a dua etmişti:    “Ya Rabbi! Bana

HAYALİMDEKİ ŞAPKA
HAYALİMDEKİ ŞAPKA

Çocukluğum hiç de zengin bir ortamda geçmedi. Fakir olmasına fakirdik, ama annem bazen kendi lüzumlu harcamalarından bile kısıp, bizim ufak tefek

DİLENCİ
DİLENCİ

Bir öğrenci, okuldan evine dönerken, köpeğinin kılavuzluğu ile yürüyen ihtiyar bir köre rastlamıştı.    Çocuk kör adamın

Facebook Hesabınızla Bu Habere Yorum Yapabilirsiniz